Merhaba Nina !
Çok sarhoşum Nina, sarhoşluktan öteye ziyadesiyle
yorgunum… kıvrılıp bir köşeye hiç uyanmamacasına uyuyasın var !
Yorgunum Nina !
Yüküm düş’ümden ağır… yüküm bedenime ağır geliyor ve
eziliyorum..
Ahh Nina !
Bu nasıl bir hazirandı Nina ? ezip geçti
beni,görüyor musun..?
Hep mi ağır gelir haziran yoksa biz mi hep
haziranlarda eziliriz !
Biliyorum “haziran’da ölmek zor” diyeceksin şimdi
ama, a güzel insan “temmuz’da kolay mı?” Hziran’ın yükünü Temmuz’a taşımak
kolay mı sanırsın..?
(sahi içki miydi bütün kötülüklerin anası olan yoksa
sigara mıydı? Gerçi ne fark eder ki hepsini dolu dolu çekerken…)
Temmuz sıcakları bastırdı Nina ! yakıyor…
Sıcaktan mı boğuluyorum yoksa boğulduğum için mi
sıcaklar bu kadar yakıyor, kestiremiyorum…
Her şey aşılır da hiçbir şey bilinmezmiş Nina ! sahi
öyle mi..?
Bilmek istemiyorum Nina, hissetmek istemiyorum-cehennemi
yaşamak istemiyorum-
“ insanın dili boynuna kement olur mu” demiş ya
şair, sahi insanın hisleri yaşamına kement olur mu Nina ?
Cevap ver bana Nina, ne olur konuş bana…
“dağılmış Pazar yerleri gibi”yim Nina !
Bıraksan darmadağın, toplasan bana dair hiçbir şey
kalmayan…
Vatanıma benziyorum Nina, olmayan vatanıma..!
Dağları gibi sert ve asi, yaylaları gibi naif ve
kırılgan ve nehirleri gibi inatçı ve duygusal…
Neyse Nina !
Başımı koyup “memleketime” sessiz ve usulca
gözlerimi kapadığımı hayal ediyorum…
Kim bilir başka bir ‘acı’da belki yine hatırlar ve
yazarım sana…
Hoş’ça-kal…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder