‘Sevgili’
Nina…
İnsanların
isimleri karakterlerine yansırmış derler; Nina sen gelmeyecek ve olmayacaksın,
biliyorum…
Acı’larımın
tarihi senin kütüğüne kayıtlıdır,bundandır kopamamam senden… tanımıyorum belki
seni Nina, biliyorum, çünkü ayakkabılarınla dolaşmadım senin; tarihle yaşıt
olsam da kesişmemiştir acılarımız tarihin hiçbir kesitinde…
Kopamamam
senden; tanımaktan değil; bilmemdendir varlığını…
Ahh
Nina !
Yaşıyoruz
işte tarihimizi ve yaratıyoruz tarihimizi yaşanmışlıklarımızla…
Şair
“ çünkü ben ey derim ve severim ey demeyi bilenleri” dediği gün, basmıştır
yüreğime sözcükleriyle… çünkü kolay değildir “ey demeyi” bilen olmak !
Ama
sevmem, kaleminden mürekkep dil’inden kan damlayanları…
(Güzel
Nina!
Kaç
insanın kasıklarından ‘can’ damlar ki ve insan özlemez mi can damlayan
kasıkları…)
Merak
ediyorum Nina!
“hak
edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de” ya da sessizliğimize suskunluğumuza
aldanıp bizi kirletmeye çalışan alçakların bize sıçrattıkları pisliklerine mi
bakıp bakıp hüzünleneceğiz…
Ses
ver Nina!
Kendimi
“birbirleriyle konuşan iki insan” şizofrenisinde kaybetmek istemiyorum…
Biliyorum
Nina;
“ne
desem kendime söylüyorum; insanın tarihi yalnızlık” ne de olsa… Olsun ama Nina,
“maskelerini kuşanıp yalanlarını çoğaltan” insanlar gibi kendimin mezarı
olacağıma, varsın yalnızlığıma gömüleyim..!
Nina!
Ben hep burada mı yaşadım, burada mı tükettim ömrümü
yoksa burada doğup büyüdüm de büyük kentlerin, paranın, orospulukların cezp
edici ışıklarının davetine dayanamayıp çekip gittim de yine bir gün dölümü, son
dölümü ve son çırpınışımı tüketmek için ve belki de ölmek için buraya mı döndüm
tekrar..?
Bu
basit bir şey değil Nina’m.. anadilini unutmak, anadilinle birlikte ‘ana
acılarını’ unutup yanılsamalara boyun eğmek !
Ahh Nina; ölüm gibi, cehennem gibi bir şey bu…
Sana neden yazıyorum ya da neden sana yazıyorum Nina!
Ya da sana ‘benzerim’ mi demeliyim bilmiyorum..
Sanıyorum buluyoruz birbirimizi … Kazazedeler,
sürgünler, vurulmuşlar, vurgun yemişler, atılmışlar, yadsınmışlar, ötekiler ve
lanetliler olarak..!
Hoş’ça-kal Nina; dil’imden kan damlamadan,gitmeliyim
artık…